Davutoğlu, İsrail-Türkiye gerginliğinde arabulucu, Haber3, Temmuz 2010

Elinde çantasıyla ülke ülke dolaşarak ‘arabuluculuk’ hizmeti pazarlayan Sayın Davutoğlu, bu defa de İsrail ile Türkiye arasında arabuluculuğa soyundu.

AKP’den önce, ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ temel değeri üzerine oturtulmuş Türk dış politikası yerine, ‘komşularla sıfır sorun, maksimum işbirliği’ olarak isimlendirilen ancak, komşularla daha çok sorun yaratmaya yol açan bir politika ile, Türkiye’yi bölgede potansiyel kriz kaynağı haline getiren Davutoğlu, hızını alamayarak, Türkiye ile İsrail arasında da arabuluculuk yapmaya kalktı. Dışişleri Bakanlığı gibi köklü bir gelene sahip bir kurumda, İsrail ile Türkiye arasındaki krizin taraflarından birisinin Türkiye olduğunu hatırlatacak kimse kalmadı galiba.

Davutoğlu’nun İsrailli bakanla yaptığı görüşmeyi Türk tarafının istediği belirtiliyor. Dikleşmeden dik durmayı ilke edinen bir dış politikanın mimarı Davutoğlu, acaba bu görüşmeye neden ihtiyaç duydu? İsrail ile ilişkiler hakkında içeride, kamuoyuna esip gürleyenler, neden temas etme zorunda hissettiler kendilerini? Yoksa, Davutoğlu bu görüşmeyi kotaran bir ‘Türk Figürü’nün etkisinde mi kaldı acaba ?

Galiba, bu temas Obama ile yapılan görüşmesinden sonra Türkiye’ye bir ev ödevi olarak verildi.

Sayın Mensur Akgün’e şimdi sormak gerekiyor. Türkiye’nin dünya sahnesindeki özgül ağırlığı artıyor mu, azalıyor mu? Sayın Akgün bir yazısında şöyle yazmıştı. “Bir zamanlar sadece sorunlarla anılan bir ülke artık çözümlerle anılır oldu. Son dönemde izlenen cesur siyaset sayesinde Türkiye’nin dünya sahnesindeki özgül ağırlığı ciddi bir şekilde arttı. Lübnan, Filistin, Gürcistan denince çözüm üreten ülkelerin başında Türkiye geliyor.”

ODTÜ’de uluslararası ilişkiler dersleri veren İhsan Dağı, “Dört yanımızın düşmanlarla çevrili olduğu iddialarıyla ancak militarizmin değirmenine su taşınır. Bu söylemi terk etmeden ne komşularımızla sağlıklı ilişkiler kurulabilir ne de korkulardan ve düşmanlıklardan beslenen militarizmin üstesinden gelinebilir.” derken tam olarak neyi kasdediyordu acaba? Tanrıya şükürler olsun ki, İhsan Dağı’dan önce o bölümden önce mezun olmuşum.

Cengiz Çandar, Davutoğlu için “hem iyi bir stratejist, hem de değerli bir taktisyen” ifadesini kullanmıştı. Umarım aynı görüşünü hala muhafaza ediyordur.

Davutoğlu’nun geliştirdiğini zannettiği dış politikanın kavramsal çerçevesinin gerçekçiliği olmadığını defalarca belirttim. Davutoğlu, ‘Stratejik Derinlik’ isimli sadece kendisine başucu kitabı olabilen kitabında şu cümleleri kullanıyor: “Bir ülkenin stratejisini sadece tek eksenli bir dış tehdide göre tanımlamak ufuksuzluk, iç tehdide göre tanımlamak ise stratejik dış rakiplere koz ve kaynak sağlayan bir zaaftır.” İşte bu cümlelerle, Türk dış politikasının hangi temelde yürütülmesi gerektiğini özetleyen Davutoğlu, ne yazık ki, komşularla sıfır sorun ve Amerikan dostluğunun bir arada yürütülmesinin mümkün olamayacağını tahmin edemiyor.

Bize, 30 sene önce ODTÜ’de dış politikada ‘realizm ve idealizm’ anlatıldığı için, sizin geliştirdiğiniz stratejiler bizi değil ancak, ideolojik yandaşlarınızı ikna edebilir, sayın Davutoğlu.

Advertisements
This entry was posted in Liste. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s