‘Türkiye, Rusya-Ukrayna krizinde ilişkileri dengeleyemezse kıyamet senaryosu olur’

Ayşegül KARAKÜLHANCI


ARTI GERÇEK- Ukrayna ile Rusya arasında Kırım’ın 2014 yılındaki ilhakı ve Moskova’nın Donbas bölgesindeki ayrılıkçı isyancılara destek vermesi nedeniyle siyasi tansiyon yeniden yükseldi. Ukrayna ordusu 26 Mart tarihinde dört askerin Rus güçlerin Donbas bölgesinde düzenlediği bir havan topu saldırısı sonucunda hayatını kaybettiğini duyurdu. Bu gelişme üzerine ateşkesin sürdüğü bölgede yeniden bir sıcak çatışma başlayacak mı sorusu ortaya çıktı. Kiev, Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınlarındaki askeri güçlerini takviye ettiğini açıkladı. Rusya ise Ukrayna’yı provokasyonla suçlayarak, “iç savaş” uyarısı yaptı.

NATO ve ABD Ukrayna’ya destek verdiklerini açıkladı. NATO’nun açıklamasının ardından Kremlin’de NATO’nun Ukrayna’nın doğusuna asker göndermesi halinde güvenliği sağlamak üzere ek önlemler almaya mecbur kalacağını açıkladı. Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan bu yeni gerilimin sıcak bir çatışmaya dönüşme ihtimalinin olup olmadığını, NATO’nun, ABD’nin yeni seçilen Biden yönetiminin ve AB’nin aldıkları veya alabilecekleri pozisyonu, hem Rusya ile hem Ukrayna ile yakın ilişkilier içinde olan Türkiye’nin Ukrayna’da çıkacak olan bir savaş durumunda nasıl bir yol haritasının olabileceğini, Rusya’nın bölgedeki ekonomik, askeri, kültürel ağırlığının ne anlama geldiğini, Rusya’nın stratejisini, Avrupa ve Rusya arasında ABD’nin karşı çıktığı Kuzey Akım 2 projesinin taraflar için anlamını Türkiye’nin Kahire ve Moskova Büyükelçiliklerinde Ticaret Müşaviri olarak görev yapmış olan, 2011 yılında Doğan Kitap’tan yayımlanan Türk – Rus ilişkilerini ele aldığı “Mavi Düş” isimli kitabın yazarı, siyaset bilimci Aydın Sezer ile Artı Gerçek için konuştuk:

‘KIRIM’IN İLHAKINI SADECE ABD DEĞİL AB HATTA TÜRKİYE DE TANIMIYOR’

– Rusya ile Ukrayna arasında tansiyon bir anda neden yükseldi? Sizce bu krizin savaşa dönüşme ihtimali var mı?

Kırım işgali ve ilhakından sonra Ukrayna ile Rusya arasında Donbas bölgesindeki Doneks ve Lugansk’taki ayrılıkçı güçlerin faaliyetleri çerçevesinde süregelen bir gerginlik zaten vardı. Konuyla ilgili Minsk süreci de atıl kalmıştı. Bu, Ukrayna Devlet Başkanı olarak Vladimir Zelenskiy’nin seçilmesiyle beraber tırmanacağı belli olan bir gerilimdi. Zelenskiy’nin içerideki iktidara hâkimiyeti ya da ülkenin genel iktisadi durumuyla ilgili performansında bir şekilde klasik konu olan Rusya düşmanlığı temelinde hem Kırım hem Donbas bölgesine dikkat çekeceği belliydi. Zelenskiy’nin arkasındaki askeri kesimlerin onu buna ittiklerini de biliyoruz. Bir başka faktör de ABD’nin özellikle Trump’ın son dönemlerinden itibaren Biden’la birlikte yeni şekillenen Rusya’nın düşman olarak tanımlanması politikası çerçevesinde Ukrayna üzerinden Rusya ile konfrantasyon ya da Rusya’yı sıkıştırmak üzere faaliyette bulunacağı, Ukrayna’yı buna cesaretlendirmesi de bekleniyordu. Çünkü Kırım’ın ilhakını sadece ABD değil AB hatta Türkiye de tanımıyor. Rusya ise özellikle Belarus’taki gelişmeler, hemen akabinde ki Ermenistan-Azerbaycan savaşıyla güney Kafkasya’yı bir anlamda tekrar kontrolü altına almasıyla Ukrayna üzerine daha da yoğunlaşmak için kendisine bir alan açtı. Donbas’ta yaşayan ayrılıkçı olarak nitelendirilen kesimlerin önemli bir bölümü zaten Rus vatandaşı. Dolayısıyla Rusya’nın bölgeye olan ilgisi, alakası bölgenin iktisadi yapısının ötesinde tarihi ve kültürel bağlar da içeriyor. Rusya’da bunu kullanarak bu alan üzerinden de Batı’nın kuyruğuna takılan Ukrayna’yla tekrar bir hesaplaşma ya da tekrar bir ders verme sürecine girdi. Bunu yaparken de Kırım’ın ilhakını da bir taraf da tutarak bu çarpışmayla yani Donbas üzerindeki tartışmayla aslında Kırım’ın da tartışılmaması gereken bir pencere açmaya çalışıyor. Rusya’da da pandemiyle beraber oluşan iktisadi kriz, Navalni ve benzeri muhalefetin boy göstermeye başlamasıyla klasik Ukrayna gerginliği konusuna dönüş arayışı da var. Tıpkı Zelenskiy’nin yaptığı gibi diğer tarafta da Putin aynı arayışta. Rusya, bölgedeki askeri faaliyetini hiçbir şekilde gizleme veya görülmemesine yönelik bir çaba sarf etme sürecinde değil. Tam tersine izlenmesini istiyor. Bunu da ABD yönetimine bir mesaj olarak iletiyor. Hatta Ukrayna hata yaparsa yine kaybeder diye ABD ile konfrantasyonu arasında üst perdeden haklı bir boyutta meydan okuyor. Bu da tabi iç politikayla alakalı. Minsk’e ve Belarus’a da yansılamaları olacak. Rusya ABD’ye açıkçası “yaptıklarını gördüm, görüyorum ve tedbirimi alıyor ve ikaz ediyorum” diyor. ABD’de Ukrayna’ya “ben senin arkandayım, NATO olarak biz senin arkandayız, destekliyoruz bu yolda git, bir şekilde Rusya’yla hesaplaşma noktasına geleceksek o yer de burasıdır” diyor. Başka uygun bir yerde kalmadı. Ermenistan’ın yardımına son altı-yedi aydır ne ABD ne NATO ne de AB gidemedi. Kaldı ki zaten NATO üyesi Türkiye’de çok açıkça diğer tarafta yer alıyordu.

– Yani bu askeri yığınağın temel sebebi siyasi bir güç gösterisi mi?

Temelde evet, Ukrayna’nın Rusya’ya başkaldırısı meydan okuması da öyle, Rusya’nın da Ukrayna üzerinden tüm Batı’ya bu restinizi görüyorum cevabından başka bir şey değil.

– Bu gerginlik sıcak bir çatışmaya veya savaşa dönüşür mü?

Böyle bir ihtimal var bunu net olarak söyleyebilirim. Ama büyük ölçüde savaşla biter diyemiyorum. Böylesine bir tahkimatın olması da zaten tansiyonun ulaşacağı maksimum seviye her neresiyse orada sıcak gerilim yaşanması anlamına geliyor.

‘TÜRKİYE’NİN BÖYLESİ BİR KRİZDE BİLİNÇLİ BİR STRATEJİ İZLEYECEĞİNDEN KUŞKULUYUM’

– Türkiye’nin Rusya’la S-400’lerin alınmasıyla birlikte kurduğu ilişki Batılı müttefiklerinden biraz daha farklı. Ayrıca Rusya ile Suriye’de zaman zaman birlikte hareket ediyor. Ancak Rusya’nın karşıtı Ukrayna ile de son yıllarda özellikle savunma sanayi alış verişinde çok yakın bir ilişki kurdu. Kırım’ın Rusya tarafından ilhakına da karşı çıkıyor. Böylesi karışık bir ilişki ağında olası bir sıcak çatışma yaşanırsa bu noktada Türkiye nasıl bir pozisyon alabilir?

Türkiye Kırım’ın ilhakından bu yana Kırım konusundaki politikasını, Rusya’nın ilhakını tanımadığını her zaman her platformda çok net bir şekilde dile getirdi. Türkiye bu anlamda ABD ve AB’ni dikkate alarak söylüyorum, Batı bloğundaki en kararlı ülke konumundaydı. Bunu kişisel bir yorum katmadan objektif olarak söylüyorum. Bu pozisyonunun eleştirilip eleştirilemeyeceği konusundaki görüşlerim saklı, Türkiye’nin bu konudaki dış politikasını alkışlamaktan öte durum tespiti yapıyorum. Konuya geri dönecek olursam bu süre zarfında bunu yaparken de Türkiye Rusya ile hem içerde hem dışarıda Libya, Suriye, Kafkasya cephelerinde çok yakın ilişkilerde tesis edebildi. Yani milyon dolarlık enerji projeleri, S-400 alımı, Suriye, Libya, Azerbaycan-Ermenistan savaşı burada da zaman zaman sorun yaşasa da bir işbirliği sürdürme kararlılığında ve gayretinde oldu. Hatta S-400’ler konusunda NATO’yla ve bir anlamda ABD’yle ters düşme pahasına bir politika izledi. Bu da farklı ‘bir dik duruş’ boyutuydu. Bugün gelinen noktada siz de belirttiniz: Ukrayna ile savunma sanayide işbirliği, bir al-ver süreci (bu sadece Bayraktarlar’ın satışı değil), kredilendirme, siyasi anlamda yakın ilişkiler tesis edilmesiyle birlikte kâğıt üzerinde Türkiye’nin bir NATO üyesi ve Batı’nın sadık bir müttefiki olarak bu krizde oynayacağı rolü üç aşağı beş yukarı kestirebiliriz. Kaldı ki NATO’nun oluşturduğu acil görev gücünün de şu anda 2021’de komutası Türkiye’de. 6 bin küsur askerden oluşan bu birliğe biz 4 bin küsur askerle iştirak ediyoruz. Yani bu Ukrayna’da bir çatışma çıktığı anda NATO’nun acil müdahale edeceği gücüdür. Bugün bu arka plan bilgisine sahip olmama rağmen Türkiye’nin böyle bir krizde bilinçli bir strateji izleyebileceğinden şüpheliyim.

‘İSTEMEMEK BAŞKA BİR ŞEY, TARAF OLMAK BAŞKA BİR ŞEY’

– Neden böyle bir şüphe içerisindesiniz?

Çünkü hem Rusya’yla hem ABD ile son derece karmaşık sorunlar da içeren dalgalı bir ilişki düzeyimiz var. Son beş yılda Rusya ve ABD arasında bir denge politikası yürüterek bugünlere geldik. Bazıları bunu bir başarı olarak görüyor ama ben öyle görmüyorum. Bu hassasiyetler, sorunlar çerçevesinde Türkiye’nin ne yapabileceğinden emin olduğu kanaatinde değilim. Ama Ukrayna gerilimi tırmanırsa kısa sürede ABD’nin ve Batı’nın Türkiye’ye yönelik politika ve eylemleriyle Türkiye’nin sanki orada konumlanacağına yönelik çok önemli bir süreçte olduğunu da söyleyebilirim. Bu sadece ABD Savunma Bakanı’nın Akar’la görüşmesinden veya geçtiğimiz kasımdan bu yana Türkiye’nin AB ile gelişen iyi ilişkilerinden kaynaklanmıyor. Ama Fırat’ın doğusundan Halk Bank davasına Amerika’yla S-400 birinci partisiyle ilgili sorunlarakadar da belki de yeni bir başlangıcın yolunu açacak bir fırsat olabilir. NATO üyesi olarak Türkiye’nin böyle bir yola gidebileceğini düşünebiliriz. Ama bunu yaparken mutlaka Rusya’yı karşısına almaması gerekecek Türkiye bunu da yapmak istemeyecek. Ama istememek başka bir şey, taraf olmak başka bir şeydir. Buradan nasıl çıkar o da ayrı bir soru işareti.

– Türkiye bu sorunda Rusya’yı karşısına almadan konumlanabilir mi?

Karşısına alan bir sürece sokarsa uçak krizini aratır Türkiye’ye onu söyleyeyim. Bu bölge Suriye’deki, Irak’taki ya da Dağlık Karabağ’daki gibi Rusya’yla işbirliği veya tartışacağımız bir bölge değil. Burası Rusya’nın arka bahçesidir. Buradaki olay sadece Donbas’daki ayrılıkçılar ya da bilmem kaç kilometre karelik bir alan değil, sadece Kırım’da değil. Bu Sovyetler Birliği yıkıldığı günden bugüne kadar gelen bir NATO-Rusya kapışmasının en somut aşamaya gelmiş hali olacak. Dolayısıyla bu noktada artık Rusya Türkiye’yi çok stratejik bir ülke olarak değerlendirse de, Türkiye’de çok önemli yatırımları olsa da Ukrayna konusu Rusya için başka bir şey. Türkiye’nin bu noktada açıkçası çok dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Ama bunu yapabilecek zaman, fırsat, araç, değerlendirme, vizyon var mı, ondan kesinlikle emin değilim.

‘TÜRKİYE’NİN RUSYA İLİŞKİSİNİ DENGELEYEMEMESİ DURUMU BİR KIYAMET SENARYOSU OLUR’

– Uçak konusunu hatırlattınız ama yine de sormak istiyorum. Türkiye NATO ve Rusya arasında dengeyi sağlayamadı diyelim. En kötü senaryoyla ne olabilir?

Birincisi Türkiye’nin geleneksel Batı ittifakı üyesi olduğu ve bu ittifak içerisinde önemli bir rol üstlendiğinin altı çizilir.BuTürkiye ABD ve Türkiye AB ilişkilerinde yeni bir pencere açar. Yani bu bir fırsat olur Türkiye açısından. Fakat soğuk savaş zamanında SSCB, ABD, NATO gerilimin en üst noktalara taşındığı dönemlerde bile Türkiye’nin NATO’nun bir ileri karakolu olarak hiçbir zaman karşılaşmak durumunda olmadığı bir tehlikeyle karşılaşmış olma durumu söz konusu. Ortada Sovyetler olmasa bile bugün Rusya’nın karşısına böylesine tırnak içerisinde söylüyorum NATO’nun ileri karakolu gibi faaliyet gösteren bir Türkiye’nin birçok cephede dış politikası zarar görür. Batı’yla düzeltme şansı olsa bile bu Suriye’den Kafkasya’ya Türk-Rus ilişkilerine çok zarar verir. İki ülke arasında iktisadi ilişkilerde karşılıklı bağımlılığın en yaygın olduğu ülkedir. Türkiye-Rusya ilişkileri Türkiye ekonomisi açısından önemlidir. Turizmden, Akkuyu’dan, Kuzey Akımı’ndan falan bahsetmiyorum genel dış ticaret dengesinden, enerji arzından bahsediyorum. Yani Türkiye’nin Rusya’yla ilişkisini dengeleyememesi durumu bir kıyamet senaryosu olur. Batı Türkiye’yi bu noktada bırakmak ister mi cevabım net evet.

‘BATININ HASSASİYETLERİNİ ANLAMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORUM’

– Biden ABD başkanlığına seçilir seçilmez ilk açıklamalarından biri Putin’i düşman olarak tanımlamak oldu. Sizce Biden’ın bu tavrı Putin’i kışkırtmış olabilir mi?

Rusya sadece otuz yıllık geçmişi olan bir ülke. Rusya Federasyonu kurulduğu gün ülkenin güvenlik politikasının temelini oluşturan konsept, NATO’nun doğuya doğru açılması söz konusu olursa Rusya Federasyonu’nun sınırları SSCB’nin sınırlarıdır şeklindeydi. Eski doğu bloku ülkelerinin AB’ye veya NATO’ya üye yapılmasını hiç saymıyorum. Rusya, NATO’nun doğuya doğru genişlemesi sürecinde SSCB sınırlarının cari-geçerli olacağını çok açıkça ifade etti. Baltık ülkeleri en başta Rusya’dan koptu. Rusya o konuda hiçbir şey yapamadı. Fakat Belarus’tan Ukrayna’ya, Kafkasya’da Ermenistan’a, Gürcistan’a giden süreçte Rusya Batı’ya hep şunu söylüyor: “Arka bahçemle uğraşma ve bunu anlayışla karşıla. Ben arka bahçemde demokrasi veya NATO uzantısı modeller görmek istemiyorum. Çok etnik yapılı, çok dinli bir ülkeyim. Bunu ülkeme tehdit olarak algılarım.”Batı özellikle de siyasi anlamda AB Rusya’nın arka bahçesine demokrasi ve Pazar ekonomisi getirme hayaliyle ve sanki böyle bir misyonu varmış gibi, bunu bir sosyal sorumluluk projesi olarak görüyormuş gibi taciz ediyor. Afrika ile oradaki açlıkla ilgilenmiyor, Akdeniz’deki komşuluk politikasını gözden geçirmiyor ama bu bölgelerdeki halkın genel yaşam koşulları konusunda hassasiyet gösteriyor. Bunu kişisel olarak eleştirmiyorum ama bir ülke sana bunu açık ve net şekilde deklere ediyorsa, bundan rahatsızlık duyduğunu belirtiyorsa o zaman buna saygı göstermen gerekir. Buna rağmen 2005’lerden itibaren AB komşuluk politikası çerçevesinde kendi sınırlarında kendi güvenliğin için market ekonomileri, demokrasiler tesis etmeye çalışırsan Rusya’yla aynı konuma gelmiş olursun. Bunu kendi çıkarların için yaptığını deklere ediyorsun. AB’nin genişleme politikası yetmiyormuş gibi bir de NATO’ya herkesi doldurursan tacizi büyütmüş olursun. Rusya’nın neyi ile uğraşıyorlar anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. SSCB yıkılmış, komünizm tehlikesi veya tehdidi yok. Rusya’yı bu kadar baskı altına alarak orada Batı tipi bir demokrasi inşa edebileceklerini mi sanıyorlar? 30 yılda Rusya’da Almanya düzeyinde bir demokrasi arayışları mı var? Eğer böyle bir dertleri varsa 100 yıllık Türkiye’de olup biteni niye izliyorsunuz diye sormak lazım. Dolayısıyla bu bir çifte standarttır ve nesnel temeli yoktur. Rusya, güvenlik bürokrasisinin yönetimindeki despot yönetimlerden birisidir. Putin de bu yönde birisidir. Yine de bana göre Rusya tarihindeki en demokratik dönemini yaşıyor. Bu çelişki değil, çarlık Rusya’sından sonra SSCB’den gelen bir ülkede demokrasi ancak bu kadar olabilir. Kurumları geliştirerek, alt yapıyı geliştirerek hadi demokrasiyi kurduk demekle olmuyor. Böyle bir şey tesis edilemez. Batı’nın hassasiyetini anlamakta güçlük çekiyorum. Burada tabi siyasi ve askeri perspektif ortaya çıkıyor. Bu da bildiğimiz Batı’nın klasik sıfatları ve yaklaşımları. İşte Irak’a da demokrasi götürdüler. Libya’ya da demokrasi götürdük diye övünüyorlar 10 yıldır savaşıyor adamlar. Libya’yı ilk Fransa ve NATO bombaladı. Buranın Rusya’nın arka bahçesi olduğunu kabul etmeniz ve kurcalamamanız gerekiyor. Adamların tarihi hak iddiaları var. Bugün bizim Kıbrıs’la ilgili söylemlerimizden çok farklı değildir Kırım’la ilgili söyledikleri. Bunu Rusya 2008 yılında Gürcistan’da çok net bir şekilde gösterdi. O zaman neredeydin NATO veya AB? Hem baştan çıkarıyorlar ondan sonra da bırakıyorlar. Paşinyan’a da aynısını yaptılar.

– Şimdi sıcak bir savaş çıkarsa Ukrayna ve Rusya arasında Batı Ukrayna’yı da yalnız bırakır mı?

Hem ABD Dışişleri Bakanı hem de Savunma bakanı yalnız bırakmayacaklarının altını çizdiler. Ama ben hiçbir şekilde bunu ciddiye almam. Böylesi bir dönemde büyük ölçekli bir savaşı Karadeniz’de göze almak Batı açısından çok kolay değil. Rusya öyle herhangi bir ülke değildir, elinin ayarı da yoktur. Bunu İdlib’de yaşıyoruz. Bu Sovyet mirası olan bürokratik kurumsal yapıdan, devletten gelen bir şey, Putin’le alakası da yok. Rusya’nın refleksleri Putin’in vizyonuyla sınırlı değil. Putin sadece ekran yüzü. O nedenle Türkiye’nin işi çok zor. Rusya’nın kapasitesini ne yapıp ne yapmayacağını hesaplaması NATO açısından da çok kolay değil.

‘BU İŞİN SONUNUN NEREYE VARACAĞINI KİMSE KESTİREMİYOR’

– AB ve ABD Biden seçilmesiyle beraber Trump döneminde zayıflayan Transatlantik paktını güçlendireceklerinin mesajını verdiler. Ancak Ukrayna meselesinde Rusya ile çatışan ve ABD’nin yanında yer alan AB özellikle Almanya ABD ile Rusya’yla ortak proje olan Kuzey Akım 2 projesi nedeniyle de anlaşmazlık yaşıyor. Bu sorunu nasıl çözecekler?

Atlantik ilişkilerinin güçlendirilmesini herkes kullanıyor. Size atfen söylemiyorum ben de kullanıyorum ama Atlantik ilişkilerini Trump mı bozdu dört yılda. Bu ilişkilerin bir geçmişi, bir kurumsal alt yapısı yok mu? NATO’nun karargâhı Brüksel’de hala eğer değiştirmedilerse. Almanya’daki Amerikan askerlerinin varlığının ne boyutta olduğunu herkes biliyor. Trump’ın bozduğu ilişkileri şimdi Biden yeniden yapılandırmaya çalışıyor ifadesi benim açımdan AB’nin kendi içerisinde bulunduğu değişim sürecini anlayamamaktan kaynaklanıyor. Avrupa Birliği’nin değerlerinin tartışıldığı bir dönemdeyiz. İngiltere gitti, AB’nin en önemli ülkelerinden birinin başkanı en az üç kere NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti dedi. Bunu Macron’a Trump söyletmedi. Dolayısıyla Fransa’nın, İngiltere’nin olmadığı bir Avrupa’da Avrupa’ya ait bir askeri birlik veya oluşum hatta ona liderliğine soyunmak gibi militarist bir yaklaşımının olmasına bir bakmak lazım. Tekrar ediyorum on yıl önce Libya savaşını Fransa NATO’yu acil toplantıya alet ederek, BM güvenlik konseyini manipüle ederek başlattı. ABD’nin kendi içerisindeki iktisadi yapı özellikle doğrudan yatırımlar ve teknolojiyle ilgili Çin’e verdiği muazzam bir teknoloji transferi ve sermaye aktarımı var. O nedenle Avrupa ekonomisi ‘bazı sektörlerde’ güçlükler yaşıyor. O nedenle artık liberal Avrupa sosyal Avrupa’yı finanse edemiyor deniliyor. Bunlar göz önüne alındığında AB’nin kalbi sayılan Almanya’nın Rusya’yla ilişkilerli özellikle ABD tarafından mercek altında. Rusya- Almanya ilişkileri son derece köklü ve kapsamlı bir çerçeve çiziyor. Rusların en büyük enerji şirketlerinin başında eski Almanya Şansölyesi Schröder var. Merkel’in kendisinin Putin’le kişisel arkadaşlığı, birlikte çalışmışlığı onları söylemiyorum, tarihsel perspektiften bahsetmiyorum. Ben Kuzey Akım 2 projesine ABD’nin neden karşı olduğuna dair herhangi bir ABD kaynağında yazılı bir bilgi, belge, dokümana rastlamadım. Avrupa’nın enerji güvenliğini riske atıyor, Ukrayna’yı bypass ediyor gibi sözlü ifadeler var. Düşünebiliyor musunuz, Avrupa’nın enerji güvenliğini Almanya’nın riske attığını söylüyorlar. Bırakın bu projenin bir Rus projesi olduğunu Kuzey Akım 1de ve 2 de hangi Avrupalı şirketlerin nasıl bir organizasyon içinde olduklarını yakından biliyorum. ABD’nin Kuzey Akım 2 ile söylediklerinin ne NATO bağlamında ne Transatlantik ilişkiler bağlamında hiçbir şekilde bir anlamı yok. Kendi piyasa payına hâkim kılmaya çalıştığı için karşı çıkıyor. Ruslar ABD’nin LNG ile Avrupa’daki piyasalarda bu kadar aktif olacaklarını öngörebilselerdi emin olun Kuzey Akım 2’yi yapmayıp şu anda LNG tesislerini daha da geliştirecek atraksiyonlarla ABD LNG’si ile Avrupa’da yine rekabet edebilecek konumda ve güçte olurlardı. Bugün Türkiye Rusya’dan LNG bile ithal ediyor. Dolaşıyor Cebeli Tarık’tan geçiriyor Türkiye’ye Amerikan LNG’si ile aynı fiyatlarda LNG indirebiliyor. Boru hatlarındaki fiyatlandırma, politika ayrı. O zaman Almanya’ya da o firmalara da yaptırım uygulasın hatta gerekiyorsa Almanya’ya savaşta açsın. İroni olsun diye demiyorum, bu işin sonunun nereye varacağını kimse kestiremiyor. Böyle bir Ukrayna korumacılığı, böyle bir Avrupa enerjisi pazarına hassasiyet göstermesi insanların gözlerini yaşartıyor. Bunu yapan ABD gibi bir ülkeyse eğer iki kere düşünmek gerek. Orada 17 milyon kilometre kare, 140 milyon nüfuslu Rusya diye bir ülke var. Bu bir realite isteseniz de istemseniz de bu ülke orada kendi yoluyla kendi yöntemleriyle yaşamaya devam edecek. Beni ilgilendiren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak böyle bir tepişmede bizim ne işimiz var sorusunu gündeme taşımak.

‘TÜRKİYE HEM RUSYA’YI KÜSÜTMEDEN HEM DE ABD VE NATO İLİŞKİLERİNİ GÜÇLENDİREREK BURADAN ÇIKABİLİR Mİ?’

– Türkiye Ukrayna konusunda nasıl bir tavır sergilemeli? Sizce AKP hükümetinin bu konuda izleyeceği rol haritası hazır mıdır? Ukrayna krizine dair henüz bir açıklama da yapılmadı.

Sürecin ortaya çıktığı dönem Türkiye’nin hem dış politikada hem ABD ilişkilerinde çok ciddi kriz yaşadığı bir zamana denk geldi. Doğu Akdeniz’de bir geri adım süreci var. Suriye’de Fırat’ın doğusunda ABD ile batısında İdlib’de Rusya ile gerginleşen bir durum var. Türkiye içinde bulunduğumuz politika girdabından kurtulmak için Sisi ile İsrail’le barışma yolları arıyor. Bu ay Kıbrıs toplumlar arası görüşmeler tekrar başlayacak. İçerde inanılmaz bir ekonomik buhran, Merkez Bankası’yla başlayıp bakanlar kurulu atamasına kadar gelen bir siyasi krizde. Dolayısıyla Türkiye’nin içinde bulunduğu çerçevede sağlıklı bir Rusya, sağlıklı bir NATO-ABD ya da sağlıklı bir Ukrayna ilişkisi dizayn etmesi mümkün değil. O politikanın belirleyicisi diğer sorunlar ve konular olacak. Türkiye-ABD ilişkilerinin içinde bulunduğu durum olacak,Halk Bankası konusu olacak, Fırat’ın doğusu olacak, S-400 konusu olacak. Bu noktadan hareketle Türkiye’nin ne yapabileceği konusunu değerlendirebilmek, ön görebilmek çok zor. Ama elimizde somut bir veri var. O da Türkiye’nin Kırım’la ilgili konumu. Fakat şu andaki gerginliğin ana nedeni de Kırım değil. Kırımı da ihtiva eden ama çok daha büyük bir boyut. Türkiye bugüne kadar Kırım’la ilgili çok resmi açıklama yaptı ama Donbas’la ilgili bir açıklama yapmadı. Ama işin ilginç tarafı o bölgede Türk silahlarının Bayraktarlar’ın test edildiğine, kullanıldığına yönelik bilgiler var. Burada dolaylı da olsa bir müdahil olma gibi durumu da var. Türkiye’nin ne yapacağını tahmin etmek bizim açımızdan zor o ayrı mesele ama Türkiye’nin işi gerçekten zor. Bizim bazı analistler Ukrayna konusunu Suriye veya Libya krizi ile karıştırıyorlar ama hiç ilgisi yok. Ukrayna bambaşka bir konu onun altını net olarak çizeyim. Türkiye hem Rusya’yı küstürmeden hem ABD ve NATO ilişkilerini güçlendirerek buradan çıkabilir mi? Sorunun niteliğine bakarak bunun şartlar gereği pek mümkün olmadığını söylemek gerekiyor.

‘ÇAVUŞOĞLU BAŞARISIZ BİR BAŞARMIŞ BİR POLİTİKACI OLARAK TARİHTEKİ YERİNİ ALACAK’

– Mevlüt Çavuşloğlu uzun zamandır Dışişleri bakanı ve oldukça da eğitimli biri. Hem Rusya’yı hem Avrupa’yı iyi tanıyan bir isim. Ama onun döneminde de Türkiye’nin dış politikası oldukça sorun yaşıyor. Çavuşoğlu’nun performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Çavuşoğlu Mektebi Mülkiye uluslararası ilişkiler mezunu olduğunu, dış politika açısından eğitimli birisi olduğunun altını çizelim. Avrupa’da, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde aldığı görevlerini biliyoruz. Uluslararası arenadaki bilinirliliğini biliyoruz. Rusya’da öyle tabi, onun döneminde Rusya ilişkiler başka bir boyuta geçti. Ama son beş yıldaki özellikle Rus uçağı düşürüldükten sonraki performansına bakıldığında Sayın Çavuşoğlu’nun yerinde dış politika alanında hiçbir eğitim almamış, Batı’da bir deneyimi tecrübesi olmayan birisi olsaydı acaba ne değişik olurdu diye de düşünmeden edemiyorum. Böylesine bir bilgi birikimine, böylesine bir networke sahip olan Sayın Çavuşoğlu ne Suriye, ne Doğu Akdeniz, ne Kıbrıs ne Libya, ne de AB ilişkileri konusunda donanımına, kapasitesine uygun bir hareket tarzı sergileyemedi. Sadece aldığı talimat ve emirleri yerine getiren bir rolde ve kendi inisiyatifini sahaya dökemedi. Bu da başarılı bir politika izledi mi izlemedi mi sorusunu gündeme getiriyorsa eğer AB’nin son liderler zirvesinden beri Doğu Akdeniz’de attığımız adımlara bakarak başarılı değildi diyebiliriz ki şimdi AB’nin talepleri çerçevesinde atılan adımları AB son zirve bildirisinde olumlu gelişmeler olarak değerlendiriyor. Sayın Çavuşoğlu Türk dışişlerinin gördüğü donanımlı olmasına rağmen başarısız olmayı başarmış bir politikacı olarak tarihteki yerini alacak.
 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s