Rusya ve Türkiye büyük riskler barındırması pahasına güçlerini test ediyor.

Euronews 08.02.2020

 

Türkiye ve Rusya arasındaki gerilimin konusu, doğrudan iki ülke arasındaki sorunlardan kaynaklanan bir nedene dayanmıyor bu kez, zira gerilimin kaynağı bu defa da Suriye’deki gelişmeler…

İki ülke arasında yaşanan uçak krizi ve sonrasında Rusya’nın uyguladığı ekonomik yaptırımlar ikili ilişkileri kopması noktasına kadar getirmişti. Bu defa, İdlib’teki gelişmeler nedeniyle yaşanan gerginlik, iki ülke liderinin soğukkanlı yaklaşımıyla daha fazla büyümeden yatıştırılmış gözüküyor.

Uçak krizinden çıkartılan dersler ışığında, şimdilik, korkulan olmadı ancak görünür bir gelecek için bir tahmin yapabilmemiz oldukça güç. Zira Suriye iç savaşı, Türkiye ile Rusya arasında hala bir numaralı gündem maddesi ve halen belirleyici niteliğini sürdürüyor. Suriye iç savaşında sona doğru yaklaştıkça, Suriye’nin ve Esad’ın geleceği konusunda, Türkiye ve Rusya arasındaki görüş farklılıkları daha da belirginleşiyor, su yüzüne çıkıyor.

Gerçi Rusya, Türkiye ile ilişkilerinde her zaman ikili konulara öncelik veriyor. Ancak, Türkiye her defasında Suriye’deki gelişmeleri bir numaralı gündem maddesi yapıyor. Buna son dönemde ikinci bir başlık daha eklendi: Libya iç savaşı.

Türk-Rus ilişkilerinde temkinli yaklaşım zorunluluğu

Erdoğan’ın Putin’i telefonla arayarak görüşmesi tansiyonun düşürülmesinde önemli bir adım oldu. Aslında iki ülke arasındaki doğrudan ilişkiler ve özellikle dev enerji projeleri ile turizm, ihracat, yatırım ve taahhüt sektöründeki iş hacminin büyüklüğü, her iki ülkenin de ilişkileri riske atamayacağına işaret ediyor. Bu risk, iki lideri temkinli yaklaşmak zorunda bırakıyor. Zaten, Erdoğan’ın açıkça İdlib sorununda doğrudan Esad’ı ve Suriye’yi hedef alması da bunun bir kanıtı.

Yaşanan kısa gerilim iki ülke iş insanlarını oldukça heyecanlandırdı. Zira, ilişkilerin uçak krizi dönemindeki koşullara dönme olasılığı, bu defa iş aleminin de büyük tepkisine yol açacak. Bu nedenle, liderler adım atarken kendi iç kamuoylarının tepkilerini de dikkate almak zorundalar. Özellikle, uzun süreden beri dış politika başlıklarını iç politika aracı olarak kullanan Erdoğan bu açıdan daha dikkatli davranmak zorunda, zira yapacağı İdlib hamlelerinin iç politikada karşılığının olup olmayacağı büyük soru işaretleri taşıyor.

Öte yandan, son günlerde Rusya medyasında yer alan haber ve yorumlara bakıldığında, Türkiye aleyhine giderek artan tepkiler doğduğunu da görüyoruz. Rusya’nın kaybettiği dört askerle ilgili “intikam” kelimesini kullanan Duma temsilcisinin yanında, özellikle, Rus resmi devlet ajansı Ria Novosti’deki bir yorumda kullanılan başlık oldukça dikkat çekiciydi: “Erdoğan’ın fevriliği Rusya’ya yarar”. Bu başlık dahi tek başına iki ülke ilişkilerinin büyük riskler taşıdığına işaret ediyor. Bu gelişme Türk iş insanlarının Rusya’daki iş iklimini de olumsuz yönde etkileyecek, bu nedenle, bu aşamada özellikle Ukrayna hamleleri gibi hamlelerden sakınılması gerekiyor.

Ben, buna rağmen Suriye’de büyük çaplı bir olay ya da provokasyon olmadığı müddetçe ilişkilerin zaman zaman gerileyebileceğini ancak kopmayacağını düşünüyorum. Her iki ülke de uçak krizinden büyük dersler çıkarttılar. Ancak, bu derslere rağmen İdlib’teki gelişmelerle birlikte “kördüğüm” kelimesini kullanabileceğimizi düşünüyorum.

İdlib’de görev yerine getirildi mi?

Türkiye’nin İdlib’te bulunma nedeni, Astana süreci ülkelerinin, Rusya ve İran’ın, bize verdiği görev olan, İdlib çatışmasızlık bölgesinde ılımlı silahlı muhalefet ile Esad ordusu arasındaki ateşkesi korumak.

Öncelikle vurgulamakta yarar var: Biz, Afrin, Fırat Kalkan’ı ve Barış Pınar’ı harekatlarında olduğu gibi kendi terör ve güvenlik sorunumuz nedeniyle orada değiliz, Esad’ın bile resmen “evet” dediği bir uluslararası görevi yerine getirmek için bulunuyoruz.

2017 Eylül ayından beri Türkiye’ye verilen bu görev maalesef yerine getiremediği gibi, bölge tamamen HTŞ’nin kontrolüne geçti. Bilindiği üzere HTŞ’yi biz de terör örgütü olarak tanıyoruz. Sonunda, Rusya, İran ve Suriye yönetimi bize kibarca, “Bölgeyi biz temizleyelim, lütfen siz bölgeyi boşaltın” dedi.

Kısaca, biz o bölgede bizden istenen terörle mücadele ve ılımlı silahlı muhalefet ile teröristler arasındaki ayrımı yapmayı başaramadık. Bunu hem Putin hem de Lavrov açıkça dile getiriyor. Ateşkes kelimesinin tanımı konusunda da, Rusya’nın ve İran’ın, Türkiye ile bakış açılarının taban tabana zıt olduğunu görüyoruz. Zira, ateşkes terör örgütlerini kapsamıyor.

20 Aralık 2016 ‘da Moskova’da imzalanan, Astana sürecinin başlatılmasına mesnet teşkil eden Mutabakat Zaptı’ndan bu yana imzalanan tüm belgelerde, ateşkesin terör örgütlerini kapsamadığı hususu açıkça vurgulanıyor ve BMGK 2254’e atıfta bulunuluyor.

Göç tehdidi

Elbette, Türkiye’nin İdlib’le ilgili hassasiyetleri var. İlk olarak sınırlarımıza yönelen sivil göç, yaklaşık 4 milyon Suriyeli sığınmacıyı barındıran Türkiye için büyük bir tehdit. Türkiye’nin hassas olduğu diğer konu da, sivil can kayıpları. Kısaca, biz İdlib’te ne istediğimizi tam olarak ne Rusya’ya ne de İran’a anlatabilmiş değiliz. Zira, maalesef haklı taleplerimizi yazılı metinlere dönüştüremedik, taleplerimiz hep sözde kaldı. İdlib, Suriye toprağı olduğu için bir şekilde temizlenecek. Mevcut durum sonsuza kadar devam etmeyecek.

Sonuç olarak, Rusya’nın İdlib’le ilgili pozisyonu koruyup, İdlib’in terörden temizlenmesi için kararlı tutumunu sürdüreceğini, aynı zamanda Türkiye ile de ilişkilerini yürütmeye çalışacağını düşünüyorum. Rusya’nın İdlib sorununu çözerken Türkiye’yi küstürmemeye gayret sarf edeceğini düşünüyorum. Ancak, Türkiye’nin atacağı adımların kestirilmesinin zor olduğunu belirtmeliyim. Erdoğan’ın atacağı adımlarda her ne kadar iç politik kaygıların belirleyici olacağını düşünmekle birlikte, ben asıl olası bir provokasyondan endişe duyuyorum. Tekrar etmek gerekirse, Suriye, Türkiye açısından tam anlamıyla bir kördüğüm oldu.

Türkiye ne yazık ki, Suriye iç savaşında süreklilik arz eden somut bir hedef ortaya koyamadı. Sahadaki gelişmelere göre strateji belirlemeye çalıştı ancak, her defasında bir sonraki gelişme bir önceki pozisyonumuzu değiştirmemizi gerektirdi.

Rusya ve Türkiye büyük riskler barındırması pahasına karşılıklı olarak birbirlerinin güçlerini test ediyor. Türkiye bunu yaparken özenle ve özellikle Şam yönetimini hedef tahtasına koyuyor.

(Aydın Sezer, euronews.com)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s