MİT’imiz Nerede? Haber3, Aralık 2009

Meşhur ‘dış güçler’ tarafından Türkiye’ye karşı yürütülmekte olan yüksek yoğunluklu asimetrik bir savaşın içerisinde yeni yıla giriyoruz.

Savaş devam ettiği için başta ekonomik sorunlarımız olmak üzere, gündelik sorunlarımıza doğal olarak eğilemiyoruz. Bu savaşta, şimdilik ölen ya da yaralanan insan sayısı önem arz etmiyor. Daha çok kurumların ve milletin bağışıklık sisteminin çökertilmesine yönelik stratejiler ön plana çıkıyor.

Bu savaş öylesine bir hal aldı ki, tarafların ve taraftarların kimler olduğu bile artık net olarak anlaşılamıyor. Bu durum başlı başına asimetrik savaşın derinliği ve kalitesi ile ilgili ip uçları veriyor.

Sürece ilişkin kişisel gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.

1 – Kimler tarafından yapıldığı tespit edilemeyen dinlemelerle ilgili olarak, MİT’imiz, ‘ben dinlemedim’ diyor. O halde sormak gerekiyor, ‘Neden kimin dinlediğini açıklamıyorsunuz?’ Yoksa, MİT merkezine sadece 3-4 km uzaklıktaki gelişmelerden hiç mi haberiniz olmuyor. MİT’i göreve davet edeceğim 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Ben hala MİT’in ‘Milli’ bir niteliğinin olduğuna inanıyorum.

2 – Hükümetin Türkiye’yi hızla demokratikleştirdiğini israrla ve inatla ileri süren eski marksist, eski ülkücü bir kısım köşe yazarına hak vermek için gösterdiğim tüm iyi niyete rağmen, sabah aynaya baktığımda, kendi kendime ‘ahmak’ olma diyorum.

3 – Demokrasiden zerre kadar nasibini alamamış kesimlerin Türkiye’yi demokratikleştirdiğini zannetmek için ciddi bir tedrisattan geçmiş olmaları gerektiğini zannediyordum. Ancak, daha sonra, hızlandırılmış demokrasi kurslarının dahi bir işe yaramayacağını fark ettim. Bu konuda eğitimden daha çok maddi teşviklerin etkili olduğunu düşünüyorum.

4 – Hepimizin yakından bildiği, kont-gerilla, derin devlet, 1 Mayıs katliamı, faili meçhul cinayetler, provokasyonlar, ıradan Kürtleri PKK’lı yapan Diyarbakır cezaevinin tedrisata başlaması, Özal’a suikast girişimi, Uğur Mumcu cinayeti, Susurluk, Gladyo gibi daha bir sürü kavram ve olay, izleri silinemeyecek şekilde yakın geçmişimizde yer alırken, nasıl oluyor da sessiz çoğunluk tüm bunları bir tarafa bırakıp, başka ve daha ciddi tehditlere odaklanabiliyor. Evet, açıklanması ve anlaşılabilmesi oldukça zor görülüyor ancak, şunu unutmamak gerekiyor. Geçmişimizde bize bu acıları yaşatan meşhur ‘dış güçler’ bağırsaklarını temizlemekte oldukları görüntüsü vererek, yeni ve daha acılı bir sürecin tohumlarını atıyorlar. Bu defa da, yine kamuoyunun bazı kesimlerinin desteğini alabiliyorlar. Tıpkı, geçmişte olduğu gibi.

Ilımlı İslam tezi işlenerek, yıllardır İran’a bölgede başarıyla yürüttürtülen politikayı biraz da Türkiye yürütsün isteniyor. İran’daki gelişmeler adeta bu savı doğruluyor. Zira, İran zaman zaman kontrol edilebilir olmaktan uzaklaşıyor.

Kürt açılımının sınırlarını kim, nasıl çizdi acaba? Bu sınırlar, Türkiye’nin coğrafi sınırlarının değiştirilmesini de içerecek şekilde mi çiziliyor? David Phillips’i takip edenler için bu bir komplo senaryosu olmasa gerek.

Benim anladığım kadarıyla, küreselleşme dediğimiz olgu, sadece iktisadi bir süreç değil, aynı zamanda siyaseti de planlayan bir süreç. İşte bu planlama sürecinde, milli ya da ulusal ne kadar yapı varsa, bu sürece engel olacağı düşüncesiyle ortadan kaldırılması gerekiyor.

Ne diyorlar; ‘küreselleşme ulusal devletlerin önemini ortadan kaldırıyor. Ülkelerin küresel iklime eklemlenmesi önem arz ediyor.’ İktidarın Türkiye’yi demokratikleştirdiğini zannedenlere bu noktada şunları hatırlatmak gerekiyor.

– Merkez ülkelerde ulus devletler güçlendiriliyor mu, yoksa onlar da önemlerini kaybediyorlar mı ?

– Merkez ülkeler, yaşanan küresel kriz nedeniyle, eşitllik temelli demokrasi ile kapitalizmin bir arada yaşayıp yaşayamayacağını tartışıyorlar… Siz ise, hala 1980 model demokrasi tanımı ve anlayışıyla AKP’nin Türkiye’ye demokrasi getirmekte olduğunu zannediyorsunuz.

– AKP karşıtlarını zamana ve değişime karşı direnen kesimler olarak lanse edenler, özgür düşünce yetilerinin ‘irade altına’ alınmış olduğunun farkında değiller. Belki de farkındalar. Diyalektik eğitimi almışların bunun farkında olmamaları düşünülemez. Ancak, asitmetrik savaşın bir askeri olabilmek ciddi bir ödemeyi de beraberinde getiriyor galiba.

2010 yılının 2009 yılını aratacağından emin olarak, yeni yılınızı kutluyor, düşünce sisteminizin hep özgür kalmasını temenni ediyorum.

Advertisements
This entry was posted in Liste. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s