Gündem medyanın bile takip edemediği hızla değişiyor.
Krizin ve yoksulluğun tüm olumsuzlukları doğal olarak ikinci planda kalıyor. Medyanın bile takip edemediği gündemi takip etmeye çalışmak, zaten gündelik sıkıntıları unutturuyor.
Siz karnınızı doyurmak derdindeyken, medyanın, hükümet destekli psikolojik harekatının tam ortasında buluyorsunuz kendinizi. Kürt açılımı ya da demokrasi açılımı dedikleri ‘nedir acaba?’ sorusu kursağınıza takılıyor. Sofradaki kuru ekmeğinizi bölmeyi bırakıp, gözünüz Türkiye haritasına kayıyor. ‘Acaba bölünecek mi?’ diye aklınızdan geçiriyorsunuz.
Sahurdasınız. Dünden aldığınız simiti ısıtmışsınız. Sırf ekonomi sıcacık olsun diye size ‘simit al, simit ver’ diyen beyefendiye kulak asmışsınız. Simidinizi endişe etmeden bölerek yiyorsunuz çünkü, o sırada TV’de psikolojik harekatçılar yok.
Ertesi sabah, ilgili bakan TV’de açıklama yapıyor. Bakan, ülke bölünmeyecek diyor. Derin bir nefes alıyorsunuz. Ama düşünmeden edemiyorsunuz. Son bir ayda yaşadıklarınız gözünüzün önünden geçiyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakanın rol kapma savaşı yüzünden erken doğan ‘açılım’ macerasında bu kadar gürültü neden koparıldı acaba diye düşünüyorsunuz. Medyanın psikolojik harekatıyla ve özellikle ‘Kürt Açılımı’ başlıklı haberlerle, ülkenin daha şimdiden en azından zihinlerde bölünmeye başladığını hissediyorsunuz.
Aynı gün iftar öncesi yarı uykulu, yarı uyanık bir şekilde TV izliyorsunuz. Fantezileriyle ünlü Dişişleri Bakanı’nın Irak’ta olduğunu öğreniyorsunuz. Hadi hayırlısı derken, Bakanın Suriye’de olduğu haberi alt yazı şeklinde geçiyor. ‘Allah Allah, savaş mı çıktı acaba?’ derken, ‘Bakan Kıbrıs’ta diyor’, bir kadın spiker. Sizin izlerken başınız dönüyor ama, 50 yaşındaki bakan, ramazan günü başı dönmeden dolaşıyor. Seferi sayıldığı için oruçlu olamayacağını düşünüyorsunuz. Derken daha orucunuzu açamadan aynı gün, Ermeni sorunu çözülüyor çığlıklarıyla karşılaşıyorsunuz.
Olamaz diyorsunuz. Bunca sorun bu kadar yıl beklemişken neden hepsi aynı gün gündeme geliyor, diye düşünüyorsunuz.
Adamların, neredeyse bütün sorunları aynı gün çözecek olmalarına çok seviniyorsunuz. Sadece sorunlar çözüldüğü için değil elbette. Tanrıya şükrediyorsunuz. ‘İnşallah artık içerideki sorunları çözecek fırsat ve zaman bulacaklar’ diyorsunuz.
Çünkü, siz, her gün 5 milyon insanın iş aramak için sokağa çıktığı bir ülkenin vatandaşınız. Çünkü, siz, daha bir çocuğunuzu okutacak para bulamazken, diğeri üniversiteyi kazanamadı diye üzüntüden yatağa düşen bir insansınız.
TV ekranına bakıyorsunuz. Bir tarafta, Davutoğlu gibi, fantezileriyle, gerçekler arasında gidip gelen mutlu ve gülümseyen bir insan görüyorsunuz. Diğer tarafta da, sizi psikolojik savaşın odağına oturtmuş bir medya izliyorsunuz.
Bu akşam da Diyarbakır’da barış mitingi varmış. Yine uzun bir gece olacak. Sahura kadar oturacağız.
Allah yardımcımız olsun.
Dur bakalım, daha ne olacak!