Dış politikada ürettiği teorileriyle ünlü olan sayın Davutoğlu, ortaya koyduğu yol haritasıyla yeni Osmanlılıcık akımını benimseyenlere moral ve enerji vermeye devam ediyor. Bu çevreler gündemdeki Afrika’ya açılım stratejisini ilgiyle izliyorlar. İngiltere’nin Mısır’a 100 yıl önce yaptığı ‘komiser’ ataması, ya da Fransa’nın Afrika’daki sömürgelerine, milli çıkarlarını korumakla görevli yönetici ataması mantığına benzeyen Büyükelçi atamaları yapıyor.
Geçmiş hükümetler döneminde, Özal’lı ve Demirel’li yıllarda da, Afrika hep Türkiye’nin kapsama alanında ve gündemindeydi.
1973 yılında, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri faaliyetlerimiz Libya’da başladı.
Yakın dönemdeki Cezayir açılımının tarihi de eskidir.
1990’da Mısır’da otomobil montaj hattımız vardı.
1990’larda Cezayir’de beyaz eşya üretim hattımız vardı.
1997’de, Türk uzmanları Nijerya’da tüm eyaletleri kapsayan fizibilite çalışması yaptılar.
Sudan’a askeri araç satışları ve Eximbank kredisinin tarihi de eskidir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eğitim verdiği Afrika ülkeleri vardır.
80’lerde Senegal’de Ticaret Müşavirimiz vardı. 1992 yılında, Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı Afrika masasının, Türkiye’nin ciddi bir Afrika vizyonuna sahip olabilmesi için mutlaka Afrika Kalkınma Bankasına üye olması gerektiği yönünde çalışmalar başlattığı bilinir.
Bu açıdan Sayın Davutoğlu’nun bugün gündemimize taşıdığı Afrika açılımı stratejisi, özgün veya yeni bir açılım modeli değildir. Üstelik, Büyükelçi ataması yapılan ülkeler incelendiğinde, bu atamaların yapılmasında hangi nesnel kriterlerin öne çıkmakta olduğu konusunda da soru işaretleri vardır.
1 – Sayın Davutoğlu, uzun süren Dişişleri Bakanlığı döneminde, Dış Ticaret Müsteşarı ve Dış ticaretten sorumlu eski Devlet Bakanı gibi, ihracat kapasitemizin arttırılmasından ziyade, mevcut ürünlerimizle komşulara ve Afrika’ya açılımı marifet sayan teknisyen ve siyasilerle birlikte çalışarak, yanlış bir Afrika vizyonu almıştır. Zaten, ilgili Müsteşar da, Afrika’ya Büyükelçi tayin edildiğini öğrendiğinde, izlediği popülist stratejinin nelere mal olduğunu anlamıştır.
2 – Sayın Davutoğlu uluslararası siyasete teori üretmekten fırsat bulup, Türkiye’nin ‘nereden nereye’ geldiğini izleme fırsatı bulamadı. 20-30 yıl önceki Türkiye, bugün aynı Türkiye değil.
Davos toplantıları olarak bilinen organizasyonu gerçekleştiren WORLD ECONOMIC FORUM isimli kuruluş tarafından hazırlanan ‘2008 -2009 Dünya ekonomik rekabetçilik kıyaslaması raporunda (The World Economic Competitiveness Report) yer alan rekabetçilik kıyaslaması başlıklarının büyük bir bölümünde, Türkiye’nin 134 ülke arasındaki sırası aşağıdaki gibidir.
| GSMH (2007)(1969 yılındaki GSMH sıralaması) |
17 17 |
| Kişi Başına Milli Gelir (2007) 9600 ABD Doları ile… |
51 |
| Kamu Fonlarından şahısların ve şirketlerin haksız şekilde yararlandırılması (En çok yolsuzluğun yapıldığı ülke sıralaması) |
34 |
| Halkın Politikacılara Güveni |
78 |
| Kamu kaynaklarının israfı (7 üzerinden 2.9 puan ile – 1 israfın en çok olduğu ülke) |
37
|
| İş alemi üzerindeki terör tehdidi 7 üzerinden 4.6 ile – 7 hiç terör tehdidi olmayan ülke) |
17 |
| Genel alt yapı kalitesi |
70 |
| Karayollarının kalitesi |
54 |
| Demiryolu alt yapısı |
69 |
| Limanların alt yapısı |
88 |
| Kamu borçları(2007, toplam borcun GSMH oranı % 40 ile) |
68 |
| Yaşam süresi (73 yıl ile) |
55 |
| Bebek ölümleri |
50 |
| Eğitim Sisteminin Kalitesi |
77 |
| Bilim ve Matematik eğitiminin Kalitesi |
73 |
| Okullarda İnternet Erişimi |
55 |
| Yabancı sermaye ve yeni teknoloji transferi |
86 |
| Şirketlerin Ar-Ge harcamaları |
73 |
| Kadınların İşgücüne katılımı(Erkek iş gücü %’si hesabıyla) |
129
|
Yukarıda yer alan veriler doğrultusunda Türkiye’nin küresel rekabette oldukça alt sıralarda yer aldığı söylenebilir. Hatta, yeni küresel rekabet endekslerine göre, Türkiye’nin gelişmekte olan ülke konumundan, geri kalmış ülke konumuna geçmekte olduğunu söylemek de mümkün bulunmaktadır.
Bahsi geçen kaynak verilerine göre, 2008 yılında Türkiye genel rekabet gücü sıralamasında 63. ülkedir.
Oysa, Türkiye, daha 1997 yıllında 35. sırada bulunmaktaydı.
Diğer bir ifadeyle, bazı Afrika ülkeleri bile son 10 yılda Türkiye’yi çeşitli başlıklarda geride bıraktı. Türkiye geri gidiyor. Böyle bir ülkenin dış politikası, ancak, silahının menzili kadar olabilir.
Nabucco projesi veya Putin’le imzalanan anlaşmalar stratejik derinliğimizin artmakta olduğu yönünde yanlış bir sinyal vermemeli. Bu anlaşmalar tıpkı, bir Afrika ülkesinde olabileceği gibi, milli menfaatler yerine, enerjideki ekonomik potasiyelimizin medya destekli enerji şirketlerine ve uluslararası tekellere peşkeş çekilmekte olduğu anlamını taşıyor.
Sayın Bakan, aslında Siz de, ben de bu açılım macerasının arkasında hangi nedenin yattığını çok iyi biliyoruz ama, bilmemezlikten geliyoruz, O başka. Afrika için gerçekten “sorumlulukların da küreselleşmesi’’ fikrindeyseniz, Fransa ile el ele vererek, Birleşmiş Milletlerde(BM) Afrika için birşeyler yapabilmenin teorisini ve pratiğini üretiniz. Bu sayede, G7 ile birlikte uluslararası ekonomi–politiğin oligarşik bir düzlemde yönlendirilmesini hedef edindiğini ifade ettiğiniz BM’yi de, doğru bir yöne çekmiş olursunuz. Bir Osmanlı torunu olarak bu size daha çok yakışır.