Yeşil olmalı, al olmalı, masallar masal olmalı. Her masalda bir ibret var, gerçeğe misal olmalı. Masaldır bunun adı, okumakla, dinlemekle çıkar tadı. Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde, çok ama çok uzak bir yerde, güzel mi güzel bir ülke varmış.
Nedendir bilinmez, bu ülkede yaşayan insanlar mutlu olmaktan çok korkarlarmış.
Gel zaman git zaman derken, ülkede ekonomik kriz, işsizlik ve sefalet had safhada olmasına rağmen, halk, bu durumu bir kenara bırakıp, Ordu’nun darbe yapmasından korkar olmuş. Öyleki, Ordu’nun başındaki komutan ‘bu ülkede darbe marbe olmaz, ben buna izin vermem’ dedikçe, iktidardaki AVeK partisinin ileri gelenleri, ‘yok, kesin darbe olur, siz mutlaka darbe yaparsınız’ der dururlarmış. Hatta, iş o kadar ileri götürülmüş ki, resmi görevlilerce aranıp, taranıp bulunanan çeşit çeşit darbe senaryoları bir kısım neşriyata servis edilip, halkın yüreğine korku salınır olmuş.
Amma velakin, O ülkede Profesör unvanlı, başyazarlık gibi mevki makam sahibi olan demokrasi şövalyesi zevat içinde Profesör Almet gibi sadece fiziki olarak Marks’a benzemeye çalışan kimi bilge kişiler de, ilmi yaygaralar koparıp, ‘evet, evet kesin darbe olur, bu orduyu hemen yargılamak ve dağıtmak lazım’ der dururlarmış.
O ülkede, Almet ve biraderi gibilerinin sandığı, inandığı, zannettiği cinsten sanal bir demokrasi dahi olsa, AVeK partisinin tüm ileri gelenlerinin, işledikleri ‘sivil’ suçlardan dolayı ömür boyu hapse mahkum olmaları söz konusu olabilirmiş. Nedense, ülkedeki demokrasi şövalyeleri demokrasinin sivil boyutu üzerinde durmayı hiç beceremezlermiş. Demokrasiyi, sivillerin demokrasi kültürünün derinliği ve hazmetme kapasitesi çerçevesinde, belki de yıllarca sürecek bir sınıf mücadelesinin sonucunda ortaya çıkan bir süreç olarak değil de, sadece Ordu’nun dağıtılmasıyla tesis edilebilecek bir düzen olarak görürlermiş. Aynı Ordu’nun tesis ettiği rejimin getirdiği demokrasi ortamında yaşayıp, fikirsel üretim yaptıklarını bilmezden, anlamazdan gelen bu biraderler için, ‘demokrat olmayan demokrasi aşıkları’ yakıştırması dahi yapılır olmuş.
Günlerden bir gün, ülkede, AVeK Partisi’nin iktidarı süresince işlenen ekonomik suçların ve yapılan yolsuzlukların, Almet’ın babasının tabiriyle ‘devletten geçinmeli’ icraatlarının kamu zararı yönüyle hesabının sorulması ihtimali belirmiş. Zaman aşımı da olmayan böyle bir hazin sonla karşılaşacaklarını anlayan AVeK partisi önderleri, iktidardan demokrasi yoluyla alaşağı edilip, yüz kızartıcı suçlarlan mahkum edilmeleri olasılığına karşın, tarih tekerrürden ibarettir söylemine bir kez daha sarılıp Ordu’nun darbe yapması durumunda ‘darbe mağduru’ olacaklarını hesap edip, ‘keşke, darbe olsa da demokrasi kahramanı olsak’ diye hayıflanıp dururlarmış. Darbe koşulları altında, yüz kızartıcı suçlardan yargılanmaları durumunda da, darbecilerin iftiralarıyla yüz kızartıcı suçlamalarla karşılaştıklarına inanılacağını bilirlermiş. Zira, O ülkede ANesin’in tanımlamalarına uyan insanlar da yaşarmış.
İşte böyle bir ortamda, darbe çığırtkanlığı yapan bir iktidarın, matbuat sahiplerinin ve kalem efendilerinin mevcudiyeti karşısında, demokrasinin beşiği sayılan ülkelerde ‘demokrasinin’ tanımının yeniden yapılmasına karar verilmiş.
Almet, bilge babasının, yıllar önce, ‘bu ülkedeki köylerin tümünde tenis kortu olmadıkça, demokrasi memokrasi olmaz’ türünden beyanlarını hatırlayarak, ‘maden ki hala köylerde tenis kortu yok, o halde neden darbe yapılamayacakmış!’ türünden açıklamalarla yeni kuramlar geliştirmek için gece gündüz canhıraş bir şekilde çalışıp, Ordu’yu kışkırtmak görevini üstlenmiş. Bu olağan üstü çabaları , AveK P’nin ekmeğine organik tereyağı sürmek gibi tarihsel bir değer kazanmış.. Demokrasi sövalyelerinin darbe tahriki ve teşviki, Frenkçe provakasyon diye söylenen, ama halkın dolduruşa getirmek diye bildiği yaygaraları sonucu, Ordu içerisinde, sırf bu cenaha gıcıklık olsun diye darbe yapmayı düşünenler de ortaya çıkmış. Amma velakin, komuta kademesi bu oyuna gelmemek için direndikçe direnmiş. Bu ortamda, bir başka bilge kişi de, mümtaz bir Türk er kişi, öyle konuşmalar yaparmış ki; bazı siviller bile darbe yapmayı düşünür olmuşlar.
Ülkede bir de, ‘KeneKon’ davası adındaki bir dava ile, darbe mevsiminin geldiği varsayımıyla, müstakbel darbe hazırlayıcılarının yargılanması süreci başlatılmış. Potansiyel tehlike olarak görülen kişilerin karantinaya alındığı bu süreçten önce, toplumda darbe karşıtlı olan vatandaşların oranı en yüksek çift haneli düzeydeymiş. KeneKon süreciyle birlikte, bu oranda hızlı düşüşler görülmüş.
Rekor ekonomik küçülmenin, iflasların, boşanmaların yaşandığı bir dönemde, işsiz güçsüz sayısında da rekor üstüne rekor kırılırken, halkın demokrasi tartışması yaparak karnını doyurması, demokrasi beşiği ülkelerde büyük bir hayranlık ve kıskançlık uyandırmış. Batılılar, O ülke halkındaki ekonomiden bağımsız demokrasi bilincinin ulaştığı seviye karşısında, ‘keşke bizde de Almet’lar gibi darbe promosyoncuları, tahrikçileri, çığırtkanları olsa, keşke ekonomik kriz bize de teğet geçse’ de bizde de demokrasi kültürü derinleşse der, dururlarmış.
Derken efendim, bir gün Meseleyi Genel Kovuşturma(MGK) toplantısı yapılmış. Kamuoyuna toplantı sonuç bildirisinin dağıtıldığı esnada 2. mini MGK toplantısı da düzenlenmiş. Bu toplantıda hangi konuların görüşüldüğü kamuoyuna açıklanmamış. Kimsenin aklına 2.MGK’da neler görüşülüyor diye soru sormak gelmemiş? Kimse, bu toplantının düzenlenmesine neden gerek duyulmuştur, MGK üyelerinin bir bölümünden bile gizli neler konuşulmuştur diye merak etmemiş.
Ülkenin içerisinde bulunduğu hayati sorunların üstünü örtmeye yarayan ve toplumu kamplara bölen gerilim siyasetinin sona erdirilmesi için çaba sarfetmek kimsenin aklına gelmemiş. Hukuk sever kimi bilge kişiler, Avek Partisini, gerilim ortamından beslenerek iktidarını – hala – meşru kılma mücadelesi verdiğini belirtmişler. Hatta, ‘yöneticiler aklını başına almazsa, ülke demokratik bir şekilde batacak’ bile demişler.
AveK partisi, Ordu içerisinde darbe, cunta heveslilerinin mevcudiyetine ilişkin somut veriler olduğunu söyler dururmuş ancak, idari yetkilerini kullanarak Ordu nezdinde adımlar atmazmış. Zaten atmaması da lazımmış, eğer atarsa, darbe tehlikesi ortadan kalkarmış…