Devlet Bakanı Tüzmen, sık sık geniş halk kitlelerini ilgilendiren magazin içerikli haberlere konu oluyor. Bu durum, reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığından hareket edildiğinde, O”nu kabinedeki reytingi en yüksek bakan konumuna getiriyor. Tüzmen”i yüzerken, dalarken, bilek güreşi yaparken, podyumda resim çektirirken, oyun oynarken, şoförlük yaparken gördüğümüzde, “AKP kabinesinde böyle Bakan da varmış” dedirten konuşmalara şahit oluyoruz. Tüzmen, fiziksel özellikleriyle, örneğin mayolu fotoğraflarıyla, AKP”nin batıya açılan yüzü olarak da tanınıyor. Ancak, Bakan olarak asli görevinin “dış ticaretten sorumlu” olduğunu hatırladığımızda, görevi gereği yaptığı çıkışlarla aslında batıya dönük bir “yüz” olmadığını görüyoruz. Bir kısım Tüzmen sever medya ile dış ticaret konusunda bilgi birikimi olmayan bir kısım kamuoyu, bu medya dostu Bakanın söylediklerine ciddi yorumlar getiremiyor, hatta çoğu kez ne dediğini anlamıyor bile.
Aslında, Bakanın dış ticaret alanında açıkladığı özgün ama çoğu kez yanlış bilgiler, ne yazık ki, bugün O”nu alkışlar gözüken yakın çevresindeki kişilerin çoğunda bile alaycı bir tebessüme neden oluyor. Tüzmen”in dün medyada yer alan ifadelerini okuduğumda gözlerime inanamadım. Önce şaşırdım, sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Tüzmen diyor ki ;
“Komşularımızda ayak basmadık yer bırakmadık. Bunların neticelerini de ticaret olarak, müteahhitlik projesi olarak alıyoruz, almaya da devam edeceğiz.”
Doğrusu:
Türkiye”nin dış ticaretinde, özellikle ihracatında, komşu ülkelerin payında bir artış söz konusu değildir. Tam tersine 1980″li yılların seviyesine göre bir hayli gerideyiz. Ancak, bu olumsuz bir gelişme değildir. Tanrıya şükürler olsun ki, Türkiye”nin ihracatında, sınırlı kapasiteli ve sorunlu komşularının payı yüksek değildir. 1986 yılında, Özal, benim de bulunduğum bir toplantıda (Tahran”da), Türkiye”nin ihracatta bu komşularına bağımlılığını kırmak için Avrupa Birliğini (AB) ve diğer ülkeleri hedef göstermiştir. 1987 yılındaki AB”ne tam üyelik başvurusunun arkasında, Türkiye”nin ihracatını bu ateş çemberinin dışına çıkartmak stratejisi yatmaktadır.
Öte yandan, örneğin Suriye ile ticareti geliştirmek için harcanan enerjinin yarısı Rusya için kullanılsaydı, bugün dev bir pazar olan Rusya”ya esnaf gözüyle bakan illegal bir ticaret şekli arayışı peşinde koşmazdık.
Yıllardır Tüzmen yönetiminde uygulanılan “sınır ticareti” ve “dahilde işleme” politikaları neticesinde, komşu ülkelerle olan ticari ilişkiler uluslararası ticari kurallara aykırı ticaret pratikleriyle dejenere edilmiştir. Bunun sonucu olarak, bugün Türk işadamları komşu pazarlarda sürekli sorunlarla karşılaşmaktadır. Türkiye”nin bu ülkelerde ciddi bir ağırlığı yoktur. KKTC”de bile Türkiyeli müteşebbis sıkıntılar yaşamaktadır. Arkasında devlet desteği olmayan işadamlarımız sıkıntılar çekmekte, alacaklarını zamanında alamamakta ve içeride çekleri, senetleri icraya konu olmaktadır. Küçük ve orta ölçekli firmaların bazıları, sırf ihracat yaptığı için batmıştır, ya da batmak üzeredir.
Ayrıca, komşu ülkelerle ticarette önemli bir unsur olan nakliye avantajımız da kaybolmuştur. Nakliye sektörü tamamen iflasın eşiğindedir. Sektörü bu noktaya, pahalı yakıt ve hükümetin uyguladığı yanlış politikalar getirmiştir.
Tüzmen diyor ki;
“Bundan sonraki hedefimiz, komşularımız ile ülkemiz arasında tek bir ekonomik alan oluşturulması projesinin gerçekleştirilmesidir. Bugün zor gibi görünen bu projeyi önümüzdeki 10 yıl içinde adım adım gerçekleştireceğiz”
Doğrusu:
Birisinin Tüzmen”e Türkiye”nin AB gümrük birliği içerisinde olduğunu hemen hatırlatması gerekiyor. Bilindiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti toprakları Avrupa Birliği gümrük sahası sayılıyor. Eğer, Bakan gümrük birliğini gözden çıkartmaya karar vermişse, bunu Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile de paylaşmalı ve kamuoyuna açık açık söyleyebilmelidir. Madem böyle bir niyetiniz var, neden AB üyeliği için bedel ödetiyorsunuz bu ülkeye? AB sürecine karşı konuşmaya cesaret edemiyor musunuz? Neden, firmalarımızı hayali beklentiler içerisine sokuyorsunuz? Gümrük birliği ve tam üyelik sürecindeki Türkiye”nin, AB”nin komşuluk politikası kapsamında bile yer almayan ülkelerle serbest ticaret alanı yaratabileceğini nasıl ve hangi mantıkla düşünebiliyorsunuz ?
Tüzmen diyor ki;
Tüzmen, ticaretin ulusal para birimleri ile yapılmasının büyük rahatlama sağlayacağını söyledi. Kısa süre önce yapılan mevzuat değişikliği ile Türk bankalarının tamamen kendilerinin belirledikleri her türlü para birimiyle işlem yapabilmelerine imkan sağladıklarını kaydeden Tüzmen, bu değişiklikle ticaretin ulusal para birimleri ile yapılmasının önünde Türkiye”de artık bir engel kalmadığını bildirdi.
Doğrusu:
AB”ne katılım müzakerelerini yürüten bir ülkenin dış ticaretten sorumlu bakanının “Euro” hakkında hiç konuşmaması çok garip. Mesela, Türkiye Euro”ya geçse, bunun dişticarete olumlu ya da olumsuz etkilerinin ne olacağı konusunda bir çalışmanız var mı? Ulusal paralarla ticaret yapılması gündeme geldiğinde, ulusal paralar “neyi” referans olarak kullanacaklar? Altın mı, Euro mu, Dolar mı ? Pratikte ne değişecek ? Siz, yoksa, Rusya”da Rublesi olan Türk esnafın dolar maliyetini düşürmek için mi Ruble ile ticaret diyorsunuz? Getirilecek uygulama ile bunun tam tersi bir sonuç doğabileceğini hiç düşündünüz mü? Rusya”da Rublesi olan ancak, Doları olmayan işadamlarının neredeyse tamamı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Ruble ile ticarette, Rusya”da faaliyet gösteren hangi Türk bankalarından, neden “know – how” alıyorsunuz ?