Zbigniew Brzezinski Avrasya”nın stratejik önemini enine boyuna irdeleyerek, “Amerika için ana jeopolitik ödül Avrasya” olmalıdır diyor. Brzezinski şu temel tespiti de yapıyor: “Amerikanın küresel önceliği doğrudan doğruya Avrasya kıtasındaki hakimiyetinin ne kadar süreyle ve nasıl bir etkiyle sürdürüleceğine bağlıdır.”* Çin, Hindistan ve giderek bir enerji tekeli görüntüsü veren Rusya”nın yer aldığı bu coğrafyadaki gelişmeler, tarihi, kültürel ve etnik bağlar nedeniyle Orta Asya boyutuyla da ülkemizi çok yakından ilgilendiriyor.
Dışişleri Bakanımız Sn. Davutoğlu acaba Brezinski”nin yukarıdaki görüşleri hakkında ne düşünür? Aslında Türkiye”nin uluslararası telkinlerle yürüyen Ermenistan açılımı, Türkiye”ye ne kazandıracak, ne kaybettirecek? Bu politika da, Başbakanın kendine özgü kazan – kazan formülü mantığı ile yürütülüyorsa, kaybeden Azaerbaycan mı olacak?
Türkiye ile Orta Asya arasına demir perdeyi indiren “dış güçler” kimler olabilir?
Akla ilk gelen ülke Rusya oluyor. Genetik anti – Rusyacı bakış perspektifi, hemen Rusya”yı işaret ediyor. Hatta, son dönemde, Azerbaycan”da ortaya çıkan Türkiye”nin Ermenistan politikasına yönelik eleştirilerin temelinde, Rusya”nın kışkırtması olduğunu iddia edenler dahi ortaya çıktı. Aynı çevreler, nedense, Deniz Baykal ile Devlet Bahçeli”nin de Rusya”nın kışkırtması ile sahneye çıktıklarını iddia etmiyorlar. Oysa, yakın geçmişte Türkiye, Gül”ün Moskova”ya yaptığı ziyaret esnasında, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunların çözümünde gösterdiği yardımlardan ötürü Rusya”ya teşekkür etmişti. Gül, bu konuda aynen, “donmuş problemlerin nasıl patladığını (Güney Osetya olayı sırasında) gördük. Bu yüzden huzur ve istikrarın sağlanması için bölgedeki buna benzer sorunların çözülmesi konusunda görüş birliğine vardık. Ayrıca Rusya”ya, Karabağ sorununda Azerbaycan”la Ermenistan”ı masaya oturttuğu için teşekkür ettik”** şeklinde ifade kullanmıştı.
Geçtiğimiz hafta yapılan KEİ toplantıları vesilesiyle, Ermenistan Dışleri Bakanı Nalbadian, açıkça, Türkiye’nin Karabağ meselesinde taraf olmadığını ifade etmiştir. Bu da gösteriyor ki, Türkiye Karabağ sorununda taraf değildir. Dahası, Türkiye, Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan sınır kapısının açılmayacağını da belirtmektedir. O halde şu soru akla geliyor. Peki, biz Ermenilerle neyi, nasıl, neden müzakere ediyoruz? Bu süreç neden iki ülke ( Türkiye ve Azerbaycan) kamuoyundan gizli yürütülüyor. Azeriler”in tanınmış siyaset uzmanlarından Oktay Sadıhzade, “Türkler”in Azerbaycan”ı tutumundan vazgeçirme araçları ve yetenekleri yoktur,” diyerek, Azeri kamu kanaatinde Türkiye”ye olan yaygın güvensizliği yansıtıyor. Ermenistan sorununun çözümü pahasına Azeri kamuoyunun kaybedilmesini göze alabilmek mümkün müdür? Yoksa, Azerilerdeki kırgınlığın, Bakü”ye bir resmi ziyaret ile sona erdirilmesi mümkün mü görülmektedir. Eğer böyle düşünülüyosa, Türkiye Türkleri, Azeri gardaşlarını hiç tanımamışlar demektir.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve onu besleyen sözüm ona düşünce kuruluşları, Bush döneminde Orta Doğu bataklığına sürükledikleri Türkiye”yi, bu defa, Obama patentli fikirlerle, bir başka mecraya sürüklüyor. Bu mecra aslında gerçek anlamda arka bahçemiz olabilecekken, güya Ruslar yüzünden bu bölgeye demir perde indiriliyor. Bu nasıl bir yaklaşımdır, buna nasıl inanılır, anlamak mümkün değil. Dış politikanın milli olması gereği, özellikle küresel dünyada daha büyük önem arz ediyor. Davutoğlu”nun ivedilikle üniversiteye dönerek dersler vermesinde büyük yarar bulunuyor. Bu sayede, uluslararası politikada, Türkiye gibi sınırlı kapasiteli ülkelerde, teori ve pratik arasındaki bağlantı kayışlarının bulunmadığı hallerde dış politika nasıl yürütülemez konulu örnek olay (case –study) üzerinde çalışılabilir.
*Büyük Santranç Tahtası, 1997 **http://www.milliyet.com.tr/Dunya/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=dunya&KategoriID=&ArticleID=1059610&Date=14.02.2009&b=Turkiye%20ile%20Rusya%20guclu%20ortak%20oldu