Davos”tan Anıtkabir”e balans ayarı
Hamaslı Davos”un ılımlı İslam politikasını sona erdireceğine dair öngörüm (30 Ocak tarihli yazım), Obama”nın Anıtkabir”de yazdığı ifadelerle gerçekleşti.
Kişi başına düşen dış politika uzmanı sayısı açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden birisiyiz. Obama”nın ziyareti vesilesiyle, medyada yer alan yorumların sayısı ve çeşitliliği karşısında şaşırmamak elde değil. Yeni ABD başkanının ilk ülke ziyaretini Türkiye”ye gerçekleştirmiş olmasının altı önemle çizildi. Bu gelişmeyi, son yıllarda Türkiye”nin bölgesinde yürüttüğü başarılı ! dış politikaya bağlayanlar da oldu. Hatta, Obama”nın Türkiye üzerinden tüm dünyaya mesaj vereceğini iddia edenler dahi ortaya çıktı. Doğal olarak, Obama”nın ülkemizde attığı her adım yakından takip edildi, söyledikleri veya söylemedikleri yorumlandı. Sanırım, Obama da, ABD dışişleri de ziyaretin derin anlamlarını Türk medyasını takip ederek öğrenecek.
Davos”da yaşanan ve AKP”nin oylarının azalmasını dahi önleyemeyen “van minut” skandalı ve teröristliği PKK”dan bile önde gelen Hamas”a hamilik yapmak şeklinde de anlaşılan çıkışlarımız, batıyı kaygılandırdı. Aşırı İslama örnek olsun diye servise sunulan ılımlı İslam modelinin, Türkiye”yi ve özellikle Erdoğan”ı getirdiği nokta, başta ABD olmak üzere, tüm batıyı ama özellikle İsrail”i telaşlandırdı. Türkiye”deki kimi tarikatların Hamas”a ve AKP”ye eşit yakınlıkta olduğunun bilinmesine rağmen, bugüne kadar sessiz kalınması, Davos”da ciddi bir problem yarattı. Gazze sokaklarındaki gösterilerle tescillenen Türkiye”ye ve Erdoğan”a yönelik sempatinin tüm Arap dünyasına yayılmasının, hatta Şii İran”da bile Sünni Erdoğan”a destek gösterileri yapılmasının, İsrail”in geleceği açısından büyük bir tehlike oluşturacağı anlaşıldı. Ayrıca, Türkiye”de 80 yıldır özenle geliştirilmeye çalışılan demokratik rejimin, bırakın Orta Doğu”ya örnek olmasını, muhalifleri tarafından yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu, Batılı müttefiklerimizce de görüldü. İşte bu nedenle, AKP iktidarına bir balans ayarı verilmesi zorunluluğu ortaya çıktı.
Bu defa, önemine binaen balans ayarının tanklarla değil, bizzat başkan Obama tarafından ve Anıtkabir”de yapılması uygun görüldü. Obama, Atatürk”ün manevi huzurunda sol eliyle AKP ve Erdoğan”a “van minut” dedi.
Son seçimlerlerdeki oy oranları ve Anıtkabir”deki balans ayarı, Türkiye”nin geleceğine umutla bakmamızı sağlıyor. Ancak, bu ayarın da, maalesef bizi bu noktaya getiren “dış güçler” tarafından verilmiş olduğunu görmezden gelmemeliyiz.
Yeni bir döneme giren Türk – Amerikan ilişkilerinin, bundan sonraki süreçte başımıza neler getireceğini kestirebilmek için uluslararası ilişkiler uzmanı olmaya gerek yok. Hamas”dan ve Orta Doğu”nun bataklığından kaçıyoruz derken, galiba başka bir çıkmaz yola giriyoruz. Üstelik bunu, Davutoğlu gibi, uluslararası ilişkiler profesörü bir dışişleri bakanının stratejisiyle gerçekleştiriyoruz. Davutoğlu”nun şekillendirdiği ve bir anlamda Kemalist dış politikaya baş kaldırı niteliğindeki, sözüm ona çok yönlü dış politikamız, daldan dala konarak enteresan bir açılım göstermektedir. Komşularla sıfır sorunlu dış politika yalanıyla, sınır komşularımızla bile özgün bir ilişki geliştirebilme iradesinin elimizde olmadığını görüyoruz. Diğer tarafdan, yeni NATO genel sekreterine karşı, islami gerekçeleri de kullanarak bir dayatmada bulunmayı deneyebiliyoruz. Fakat, bunu bile adam gibi yapamıyoruz. Bırakın devlet adamlığını, delikanlılığın da bir raconu vardır. Hem diklenip hem de dik durmamak bu racona uymaz. Yıllardır, Hristiyan klübü olarak suçladığımız AB”nde ve Batı”da, İslami kimliğimizle yer almaya çalışıyoruz. Tıpkı, başkan Bush”un bizi itelediği, medeniyetler ittifakı isimli komedide başrole soyunmakta bir çekince görmediğimiz gibi. Yanlış yerde, yanlış kimlikle batının uygun gördüğü rollere itirazsız soyunan bir Türkiye”yi izlemek şahsen bana büyük acı veriyor.
İzlediğimiz yanlış politikaların temel nedenini, sadece Davutoğlu”nun yetersizliği veya kendine özgü ideolojisiyle açıklamak yanlış olur. Meşruiyetini, sandıkta ve rejim içerisinde değil de, hep batı”da arayan iktidarın bize içeride ve dışarıda neler kaybettireceğine çok yakın tarihlerde şahit olacağız.
Kafkaslarda kurgulanmakta olan, 1915 model senaryonun ülkemizi başta Rusya ve İran olmak üzere, kuzey ve doğu komşularımızla sıkıntıya sokmamasını ve Asya”ya giden yolumuzun kapanmamasını temenni etmekten başka çare göremiyorum.
İnşallah Azerileri kaybetmeyiz. İnşallah yanılırım.