|
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), Sayın Başbakanımızın bu Projeye verdiği destek, yeni Osmanlıcılık, medeniyetler arası dialog, komşularla sıfır sorunlu ilişkiler modeline rağmen hâlâ komşularımızla sorunlu ilişkiler, Diyarbakır’ı ya da Yozgat’ı değil de Irak’ın kuzeyini kalkındırma çabalarımız, Kerkük’te referandum süreci, Kıbrıs adası etrafındaki zengin doğalgaz ve petrol yatakları, bağımsız devlet olma yolundaki Kuzey Irak’a karşı, ABD’nin gözdeleri İran ve Suriye ile ortak politika arayışları, Büyük Osmanlı Projesi, Irak’ın komşuları toplantıları, önce Türk müyüz, Müslüman mıyız tartışmaları, Cengiz Çandar’ın okuduğu gözlerimizi nemlendiren Kerkük türküleri, Condi’den Kürdistan şarkıları, yıllarca kol kanat gerip, ceplerine kırmızı pasaport koyduklarımızla “görüşmeyiz” derken, “neden görüşmeyelim”, Irak’ta da tıpkı Kıbrıs’taki gibi bir adım önde olalım, masadan kaçmayalım söylemleri, ABD’de sözde Ermeni soykırımının kabulü mevsiminin gelmesiyle, yine acaba hangi konuda kolumuzu büktüler endişesiyle yaşamak zorunda oluşumuz ve “Yeter artık tanırlarsa tanısınlar, ha bir eksik, ha bir fazla” diyemeyişimiz, Avrupa Birliği rüyasıyla yatıp, Türkiye’nin bölündüğü kâbusuyla uyanılacağı fikrinin yaygınlaştırılması ve nihayet Kenan Paşa’nın gündem belirleyen meşhur eyalet sistemi tartışmaları, Paşa’nın öneri demetine alkış tutanlar, karşı çıkanlar, yeni bir kafa karışıklığı süreci… Odaklanamıyoruz. Ya da odaklanmamız istenmiyor… Bütün sorunların anası 12 Eylül Biz bu kadar komployu, karmaşayı, sorunu taşıyabilecek ve çözebilecek kabiliyette miyiz? En azından, işini gücünü bırakıp, sadece Türkiye ile uğraşmayı meslek edinen “dış güçler” karşısında neden birlik ve beraberlik içerisinde olamıyoruz? Yoksa, bizim asıl sorunumuz, dış güçler değil de, tek sermayesi “içlerindeki vatan sevgisini” yüksek sesle dışa vurmanın ötesinde söyleyecek başka bir şeyi olmayanların da siyasette aktif olarak rol almış olmaları mı? Ya da yönetime silah zoruyla el koyarak, vatan sevgisi söylemiyle “dini” motifleri bir arada kullanmakta sakınca görmeyen ve sıradan insanlarımızı önce Kürt, sonra PKK’lılaştıran Diyarbakır cezaevini tedrisata başlatan, sıfır tabanlı stratejiyle siyaseti yeniden oluşturmaya gayret ederek, Türkiye’nin insan kaynağını heba eden, bugünkü bütün sorunların anası sayılan 12 Eylül dönemi mi?.. Kenan Paşam, neden şimdi? Bu özgün ve yaratıcı çıkışınızın zamanlaması konusunda da telkinler aldınız mı? Eskiden beri kafanızda olan bu müthiş paketi neden geçen yıl, ya da daha önce açıklamadınız? Seçim arifesinde ve özellikle dış politikada ağır kuşatma altında olduğumuz bir dönemde, daha fazla enerji kaybımız olsun diye mi, bugün bu açıklamayı yapıyorsunuz?
Asmayıp, beslenen birisiyle aynı havayı teneffüs etmenin üzerinizde yarattığı etki ile Türkiye’ye daha fazla nasıl hizmet yapabileceğinizin telaşına mı düştünüz ? Yoksa, 17 yaşında astığınız çocuktan ve beslemeyip astığınız diğerlerinden ötürü dışa vuramadığınız derin bir vicdan muhasebesi içerisinde bulunduğunuz için mi, açılımlarınızı “zamanlamaya” özen göstermeden yapıyorsunuz? Kendinizi, bu yaptığınız öneriyi, “siyasetin rekabete açılması” fikri olarak algılayanlara mı, yoksa, başkenti Ankara hatta İstanbul olan Büyük Osmanlı Projesi’nde, herhangi bir şehrin veya eyaletin hangi ülkenin çatısı altında bulunacağının bir öneminin olamayacağını düşünenlere mi, daha yakın buluyorsunuz?.. Türkiye’nin, 12 Eylül ile yüzleşmeden hiçbir sorununu çözemeyeceğini bir kez daha gösterdiğiniz için teşekkürler sayın Paşam. |
Referans Gazetesi