Son dönemde uluslararası politikada yaşadığımız olaylar, hızla iki kutuplu dünyaya doğru gitmekte olduğumuzu gösteriyor.
Soğuk savaş döneminde, bir anlamda dünyanın paylaşılması üzerine var olan ‘uyum’ ve ‘denge’, SSCB’nin çökmesiyle birlikte yerini ABD’nin hegemonyasına bırakmıştı.
Afganistan ve Irak savaşlarından sonra iki kutuplu dünyaya olan talebin artmaya başladığını görüyoruz. Öyle ki, kapitalist sistemin ana unsurları olan diğer batılı ülkeler de, 3.dünya ülkelerinin sokaktaki vatandaşları da ABD’yi durdurabilecek, hiç olmazsa ABD karşısında tehdit oluşturabilecek bir gücün ortaya çıkmasının dünya barışı açısından gerekli olduğunu savunmaya başladılar.
Son iki yılda renkli devrimlerle ve sıcak savaşlarla yakın coğrafyamızda güç gösterisinde bulunan ABD’ye karşı, Rusya bugün doğal gaz silahıyla renkli devrimlerin yapıldığı ülkelerde kendisini göstermeye başladı. Dikkat edilirse, batı ve ABD bu süreçte Rusya’yı rahatsız edecek bir söylemde dahi bulunamadı. Dünyanın bu bölgesinde olayların farklı biçimlerde gelişebileceği anlaşıldı.
Keza, ABD’nin İran politikaları karşısında Rusya’nın – şimdilik- çok ciddi bir karşı duruş sergileyememesi, iki ülke arasında etki alanı paylaşımında taşların yavaş yavaş yerine oturmakta olduğunu gösteriyor.
ABD, eski Sovyet cumhuriyetlerinin önemli enerji kaynaklarına sahip olduğunun bilincinde olmasına rağmen, bu ülkelerin kısa vadede Rusya karşıtı bir kampta yer alamayacaklarının farkına varmaya başladı. Zira, bu ülkelerde hüküm süren ‘geçi süreci’ olgusu, bu coğrafyada Rusya’nın işbirliği ve arzusu olmaksızın bu sürecin tamamlanamayacağını gösteriyor. Dolayısıyla, sosyalizm döneminde ekonomileri birbirine karşılıklı olarak bağımlı kılınan bu ülkelerin, şimdi tek başlarına birer kapitalist olmalarının uzun süre alacağı netleşti.
Bugün, Ukrayna veya Gürcistan üzerinden Rusya ile gerilim yaratılması teknik olarak güç olduğu gibi, ABD’nın kısa vadeli politikaları içerisinde de böyle bir hedef yok. Gerektiğinde sıra buna da gelecek. Belki de bu sayede, ABD kaybettiği asıl anti–tezine yeniden kavuşacak. Ancak, şimdi daha acil, nesnel temelleri olan bir gerilim lazım.
ABD, bügün konumunu daha da güçlendirmek ve tek süper güç olduğunu bir kez daha gösterebilmek için ihtiyaç duyduğu gerilimi yine bu coğrafyadan çıkardı.
Bu gerilimin adı ; İran.
İran bugünkü radikal konumuna nasıl geldi ?
İran, Irak müdahalesinden önce batı ile son derece yakın ilişkilere sahipti. İslam devriminin birey üzerindeki etkilerini yumuşatmakta samimi ve kararlıyken, nasıl oldu da son bir yılda bugünkü radikal ve uzlaşmaz konuma geldi ?
İran, ABD’nin bugün anti – tez olarak işlemeye çalıştığı ‘İslamla’ çok yakından bağları olan bir ülke. Ülkenin adı bile İran İslam Cumhuriyeti. Bu nedenle, İran’ın Afganistan ve Irak sürecinin devamı olmasında bu açıdan da mahsur yok.
Öte yandan, ABD’nin Irak açmazı İran’daki radikalleşmeyi körüklüyor. Özetle, Irak müdahalesinin İran’da bugünkü yönetimi iş başına getirdiğini söyleyebiliriz.
ABD’nin usta olduğu gerilimi arttırma siyasetine, yeni İran yönetimi de cömert katkılar sağlıyor.
http://www.haber3.com