Son günlerde bürokrasiye karşı gür sesler tekrar yükselmeye başladı. Ülkeye yabancı sermaye gelmemesinin nedenleri arasında da ‘bürokrasi’ bulunuyormuş.
On yedi yıl kamu tecrübesi olan, dört yıldan beri de özel sektörde çalışan birisi olarak, Türkiye’de, bürokrasi mi gelişmenin önünde engel, yoksa devletten(kamudan) geçinmeli özel sektör mü kaynakların rasyonel bir şekilde dağılmasına engel oluyor sorusuna zaman zaman yanıt bulmakta güçlük çektim. Son elli yılda gelen tüm iktidarlar, devletin hantal yapısından, bürokratların siyasilerle uyum içerisinde çalışamadıklarından, bürokratların kendi başlarına buyruk bir davranış biçimi sergilediklerinden bahisle genel memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. Kamunun, Türkiye’nin tüm kaynaklarını yok eden bir canavar olduğu vurgulandı. Siyasilerin bu yakıştırmaları öteden beri, kamu kaynaklarını kullanarak palazlanan ‘özel sektör’ tarafından da desteklendi. Bazen, bu yolda kimin kimi desteklediği dahi anlaşılamadı, ancak, her zaman anti kamucu, anti ANKARA’cı cephenin sesi yüksek çıktı.
Yazımda, bürokrasinin faziletlerinden ve kamu sektörünün rasyonel bir çalışma sürdürdüğünden bahsetmeyeceğim. Zaten, böyle bir boyut da yok. Genel eleştirilerin çoğunda haklılık payı olduğunu ben de rahatlıkla belirtebilirim. Türkiye’de bürokrasi batılı anlamda yeniden yapılandırılabilse, ne son elli yılda gelip geçen siyasiler gibi siyasiler, ne de, attığı her adımın arkasında devletin desteğini arayan, talep eden özel sektör hayatta kalır. Asıl vurgulamak istediğim bu. Birleşik cephe, Ankara ve bürokrasi düşmanlığı ekseninde politika yaptıkça kendi sonunu da hazırlıyor, ama bunun farkında değiller.
Özel sektör ne ister?
Özel sektörün bir bölümü, birkaç dil bilen, iyi tahsil görmüş, vizyon sahibi, çağdaş ve aynı zamanda özel sektöre dahi vizyon çizebilecek kapasitede, ancak, dört kişilik bir özel sektör ekibinin bir akşam yemeği parasına bir ay çalışacak vatan evlatlarının bürokraside tepe noktalarda olmasını ister.
Özel sektörün diğer bir bölümü ise, yaptığı bir yatırımla dünya fiyatlarının üzerinde bir maliyetle üretim yapma başarısını göstererek, bu malı iç piyasada satamayacağını anladığında, ton başına 300 dolarlık navlun primi talep ettiğinde, kendisine ‘… derhal efendim’ diyecek değişik vizyon sahibi bir bürokrat ister.
Kahrolsun bürokrasi!
Şunu sormak lazım, acaba hangi kurumda, hangi bürokrat kendi yarattığı mevzuatı uygulamaktadır?
Bürokraside siyasal kadrolaşmayı siyasiler değil de, bürokratlar kendi başlarına mı yaparlar? Kırılamayacak ricacı kullanan özel sektör üst kuruluşları temsilcileri, yıllardır üst düzey atamalarda söz sahibi değil midir (?)
Hangi siyasi iktidar birlikte çalışmak istediği üst düzey memuru atayamamıştır? Bir iktidarın atadığını diğer iktidar görevden almaya kalktığında, keyfi atamaya hukuki engel çıktığında, suçlu yine bürokrasi oluyor. Netice itibarıyla şunu rahatlıkla söyeyebiliriz. Siyasiler her zaman kendi yetersiz siyasi yandaşlarını kamu görevlerine atıyorlar, daha sonra bunların aslında işe yaramaz olduklarını anlıyorlar, ancak yine de bürokrasiyi eleştirmeye devam ediyorlar.