Erdoğan’ın Soçi ziyareti sonunda medyamız ve köşe yazarlarımız gündemdeki konuyu ; ‘Türk – Rus İlişkilerini’ ele alan mevsimlik yazılar kaleme aldılar.
Kıbrıs konusundan Erdoğan’ın Irak’a yönelik görüşlerine, Mavi Akım’ın güneye ve batıya uzatılmasından PKK ile mücadeleye, Enver Paşa’nın ‘Şark Halkları Kurultayı‘na sunduğu bildiriden Putin’in Erdoğan’ın korumalarıyla çektirdiği hatıra fotoğrafına, zabıt tutulmaksızın yapılan görüşmelerden Soçi’deki açık hava diskolarına kadar çok farklı ve derin! konular köşelere taşındı.
Putin’in Erdoğan’ı el sallayarak uğurlaması özellikle vurgulandı.
Oysa, tarih tekerrürden ibarettir.
Menderes de batı ile başlattığı işbirliği siyasetinin yönünü 1950’lerin sonunda Moskova’ya çevirmişti.
Tıpkı, Demirel’in 1965 yılında iktidara gelirken ‘çizilmiş olan’ batıya dönük rotasını 1967’de Moskova’ya çevirmesi gibi.
Tıpkı, Özal’ın büyük enerji işbirliğini, doğal gaz karşılığı mal ve hizmet ihracatını Sovyetlerle başlatması gibi.
Erdoğan da aynı yolu izliyor. Sadece aynı yolu izliyor.
Önce batı ile başlatılan sıkı ilişkiler, sonra rotanın yavaş yavaş Moskova’ya çevrilmesi…
Tarih tekerrürden ibarettir.
Ancak, bu tarihsel süreçleri siyasilerimiz de, medyamız da yeterince bilmiyor. Bilmedikleri için de yeni bir ‘şey’ varmış gibi ‘derin’ analizler yapılıyor.
Türk – Rus ilişkilerinin Taksim’deki Cumhuriyet anıtında bile tescil edildiğini bilmeyenler, Türkiye’de Rus muhipliğinin son yıllarda artmakta olduğunu zannediyorlar.
Dış politikada ulusal çıkarlar doğrultusunda yaklaşım sergilenmeye çalışılması zaman zaman bazı ülkelere sempati mi besleniyor şeklinde soru işaretleri doğuruyor. Bu açıdan Cumhuriyet dönemi dış politikasının ana hatlarını ve özellikle bazı ülkelerle ikili ilişkileri iyi bilmek gerekiyor. Aksi takdirde, aynı denizin çocukları arasında – doğal sürece de uygun olan – geliştirilmek istenilen iyi komşuluk münasebetlerine çooook uzak ülkelerden farklı bir gözlükle bakılması gündeme gelebiliyor. Bu açıdan, ithal değil de, yerli malı bir gözlük kullanmak daha iyi sonuçlar doğurabilir.
AB üyeliği yolundaki şanlı mücadelemiz, 10 yıldır içinde bulunduğumuz gümrük birliğinin getirdikleri – götürdükleri, Atlantik ötesi ile ilişkiler ve yaşamak zorunda olduğumuz yakın coğrafyamız…
Üstelik içi henüz doldurulamamış ‘komşuluk’ politikamız.
Aslında olaylar sanıldığı gibi karmaşık değil.